İstinaf denetiminde temel ilke, incelemenin istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı yürütülmesidir (HMK m.355). Bu sınırlılık, istinafın “yeniden yargılama” değil, ilk derece kararının denetimi olmasından kaynaklanır. Buna rağmen aynı hüküm, istinaf sisteminin ikinci ayağını da kurar: Bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık görürse bunu resen gözetir. Uygulamada belirleyici soru şudur: Hangi ihlaller kamu düzeni sayılır ve bu sayede dilekçede açıkça yazılmamış olsa bile mahkeme tarafından resen inceleme alanına girer?
Hukuk Genel Kurulu’nun 2025/43 E., 2025/601 K. sayılı kararında öne çıkan yaklaşım, bu sınırı İİK m.150/e üzerinden çizmesidir. İİK 150/e, rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takipte satış isteme sürelerini düzenler: Alacaklı, taşınır rehinde ödeme/icra emrinin tebliğinden itibaren altı ay; taşınmaz rehinde aynı tarihten itibaren bir yıl içinde satışı ister. Bu süre içinde satış istenmez veya talep geri alınıp süre içinde yenilenmezse sonuç “usulî eksiklik” değil; doğrudan takibin düşmesidir. Takibin düşmesi, alacaklının aynı dosyadan devam edememesi, yeni bir takip başlatma zorunluluğu ve düşmeden sonraki işlemlerin hukuki akıbetinin ağırlaşması anlamına gelir. HGK’nın vurgusu, burada tartışmanın “ihalede bir usulsüzlük var mı” düzeyinde kalmaması gerektiğidir; zira takip düşmüşse ihale, hukuki temelini kaybetmiş bir süreçte yapılmış hale gelir.
Kararın belirleyici değerlendirmesi, 150/e’nin bu niteliğinden hareketle şu sonuca bağlanır: 150/e emredici niteliktedir; ağır ihlali kamu düzenine aykırılık doğurur; bu nedenle resen gözetilebilir. Kamu düzeni değerlendirmesi, yalnızca taraf menfaatleri üzerinden kurulmaz. Cebrî icra mekanizmasının öngörülebilirliği, üçüncü kişilerin ihaleye katılım güveni, işlemlerin sürüncemede bırakılmaması ve takip disiplininin korunması gibi unsurlar da kamu yararı alanına dahildir. Bu nedenle HGK, satış isteme süresinin kaçırılması halinde takibin düşmesi sonucunu “sistemi etkileyen” bir sonuç olarak görür ve HMK 355’teki kamu düzeni istisnasını işletmeye elverişli kabul eder.
Bu yaklaşımın pratik yansıması nettir: Borçlu istinaf dilekçesinde 150/e ihlalini açık istinaf sebebi olarak yazmamış olsa bile, mahkeme dosyada satış isteme süresinin kaçırıldığını tespit ederse bunu görmezden gelemez; resen dikkate alabilir. Buradaki kritik nokta, resen incelemenin istinafın sebeple sınırlılığı ilkesini “boşaltması” değil; tam tersine, yalnızca kamu düzeni niteliği taşıyan emredici ihlaller için sınırın aşılabilmesidir. HGK, “her şeyi resen inceleyelim” demiyor; “takibin varlığına etki eden emredici ihlali resen görmezden gelmeyelim” diyor.
Karar, “hukuki menfaat” tartışmalarını da bu eksende yeniden konumlandırır. İhalenin muhammen bedelin üzerinde gerçekleşmesi, şikâyetçinin menfaatinin bulunmadığı savunmasını güçlendirebilir; fakat takip düşmüşse menfaat tartışması tek başına dosyayı kilitlemez. Çünkü mesele artık ihale bedelinden önce “takibin hukuken devam edip etmediği” meselesidir. Aynı şekilde, tebligat veya fesat gibi iddialar önemini korusa da, 150/e kaynaklı düşme iddiası doğruysa dosyanın ağırlık merkezi değişir.
Uygulamada bu yaklaşım, dosya inceleme disiplinini de zorunlu kılar: Rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takiplerde ödeme/icra emrinin tebliğ tarihi, satış talebi tarihi, satış avansının yatırıldığı tarih ve süre hesabına etkili olabilecek durma/hesaba katmama halleri dikkatle kontrol edilmelidir. HGK gerekçesinin sistematiği, 150/e’nin 78/2 ile ilişkisine ve süre hesabındaki istisnalara işaret ederek “salt takvim hesabı” yerine “dosya akışıyla uyumlu süre analizi” yapılmasını gerekli görür.
Sonuç olarak HGK 2025/43 E., 2025/601 K. çizgisinin ana mesajı şudur: İİK 150/e, yalnızca bir süre kuralı değil; takibin varlığını belirleyen emredici bir eşiktir. Bu nedenle ihlali kamu düzeni alanına yaklaşır ve istinafta resen gözetim imkânı doğurur. Bu yaklaşım, istinafta sebeple bağlılık ilkesini korurken, cebrî icranın disiplinini ve hukukî güvenliğini ayakta tutan emredici kuralları “dilekçe tekniğine” kurban etmemeyi hedefler.